ben yaptım

Geç gelen doğum günü yazısı ve Eelence nasıl bir mekan?

12 Aralık’ta çok sevdiğim dostlarımla doğum günümü kutladık. Garip ama tüm gece atlayıp zıplamama rağmen tek kare boydan fotoğrafım yok. Sanki tüm gece sandalyeye yapışmışım. Bu sebebten o gece ne giymişim paylaşamıyorum efendim :)

Doğum günümden aklımda kalan 4 kare bunlardı. İlk kare konuklarım için özel tasarım kurabiyeler kapışılırken,

İkinci kare, doğum günümü kutladığım mekan pasta kesmek için müsait bir ortam değildi. Pasta kesmemeye karar vermiştim. Fakat öncesinde yenilen yemekte arkadaşlarım bana ufak bir süpriz yapmış.

3.de mumu üflerken tutulan dileğin olabilme ihtimaline sevinmem.

4. ise tabiki beni hediyeleriyle şaşırtan arkadaşlarımın başarısı…

Aslında blogumda kişisel eleştirilerime yer vermek istemiyorum ama doğum günümü kutlamak için seçtiğim mekan çok başarısız bir seçimdi. Özgür Aras’ı hep çok başarılı bulmuşumdur. Bu başarısını mekan işletmekte de konusunda da süreceğini düşündüm.

Peki beni rahatsız eden nelerdi?

1. 15 gün önceden mekanın işletmecisini 3-4 kez aradım ve rezervasyon yaptırdım. Karşı taraftan aldığım güven vermeyen rezervasyonu doğum günüm öncesi bir kez daha kontrol etmek istedim. Tam tahmin ettiğim gibi “Böyle bir rezervasyon yok” cümlesiyle karşılaştım.  Neden bu kadar rezervasyon üzerinde durdun dediğinizi duyuyorum. Çünkü standınız olabilmesi için ekstra içki talebi ve  rezevasyon gerekiyor. Aksi takdirde standınız olamıyor. Telefonda birkez daha rezervasyon yapıldı. Sonuç mu mekanın kapısına gittiğimizde böyle bir rezervasyon yok denildi. Gerçekten şaka gibi… Sonuçta sinirler bozuldu.  Doğum günü kızı olarak enerjisi çok düşük başlangıç oldu.

2. İçeride pasta kutlaması yapılmıyor denildi. Bende evet her mekanın bir konsepti var şeklinde karşıladım. Taki mekanda yarı ünlü saçma bir birinin doğum günü pastası gelene kadar….

3. 100 kişilik mekana 1000 kişinin alınması ve elini kolunu bile hareket ettirememek. ( Rakamlar örnektir)

4. Mekan okadar çok fazla müşteri var ki garsonlar içkileri taşırken üzerinizi döküyor. Elbiseniz çeşitli içkilerle yıkanıyor. Uyardığınızda “Budur” diye bir yanıt alıyorsunuz.

5. Vestiyer ahhh vestiyer… Mekanda kapasitenin çok üzerine insan olduğu için hiçbir hizmet dizgün sunulamıyor. Uzun vestiyer kuyruğu sonrası karşılaşılan manzara; benim beyaz kabanım yerde, arkadaşımın montunun kuşağı kayıp gibi…

6. Eelence’de eğlenmenin tek yolu ünlü, az ünlü, yarı ünlü, ünlü yancısı vs. olmaktan geçiyor. Mekana müşteri çekme yollarından bunu anlamak mümkün!

Eelence’nin bazı twitleri;

Ece Filiz @eelence de, sen de bizimle ol !!!

Onur Basturk @eelence de, sen de bizimle ol !!!

Kemal Dogulu @eelence de, sen de bizimle ol !!!

Tolga Karel @eelence de, sen de bizimle ol !!!

Amacımı çok aşmak istemiyor daha çok yazılacak şey var. Müzik seçimleri farklı ve yenlikçi. Mekan tasarımı ilgi çekisi gibi olumlu maddeleri de yazmak isterdim ama benim takıldığım nokta bunları özel bir günde doğum günümde yaşamak. Özgür Aras’ın güçlü insanı yönünü duymayanınız kalmamıştır. Ondan bir özür bekliyorum. Sizce çok mu şey istedim…

Sizlere yeni yıl hediyem…

Serap’la Moda okuyucularından şanlı bir kişiye çok minik bir yılbaşı hediyesi vermek istedim. Yukarıdaki Dockers marka saati kazanmak için yapmanız gereken çok kolay

  1. Facebook ya da Twitter’dan SeraplaModa’yı takip etmelisiniz.
  2. Hediyeyi istediğinize yorum yazmalısınız.

31 Aralık 2010 Saat:23:30’a kadar yorumlarınızı bekliyorum.

31 Aralık 2010 Saat:23:30’a kadar yorum bırakan şanslı bir kişi Random.org tarafından belirlenecek.

Serapla Moda Nokia Ovi Mağaza’da…

Ovi Mağaza uygulamasıyla tanışmam yukarıdaki davetiyeyle oldu. Davetiyeyi sizinle paylaşma sebebim çikolata kabı olarak hazırlanması. Tam rejimdeyim çikolata yiyemem diye üzülürken çikolatanın bitter olduğunu gördüm ve ufak bir diyet kaçamağı yaptım.

Nokia tüm internet servislerini Ovi çatısı altında topluyor. Bloglarda artık Ovi Mağaza’da yer alıyor.

Blogların Ovi Mağaza uygulaması geçişine yardımcı olan güleryüzlü arkadaşlar çok ilgiliydi.

Ben ve Ovi Mağaza’da Serapla Moda…

Ben doğdum :)

Anneme, ağbime ve babama hep sorarım; Nasıl bir günde doğdum ben? Aldığım cevaplar;

O kadar çok kar vardı ki elektirikler kesikti, su boruları donmuş sular yoktu.

Sen doğduğunda (tek kanal ve oda kısa süreli yayın yapıyor) herkes TV başındaydı. Çünkü ana haber bülteni vardı.

Evet bugün benim doğum günüm! Aralık ayının ilk günü doğum günü heyecanım başlar. Heyecanım 11 Aralık yaklaştıkça dahada artar. Her yeni yaşımı kutladığımda sevdiklerimin yanında ve sağlıklı olmayı dilerim. Bu yaşımın ayrıca bir önemi var, 20’li yaşların sonu yani 29. yaşımı kutluyor olmam.

Sevdiklerimle bir yaşımı daha soğuk ve fırtınalı İstanbul gecesine inat zıplaya zıplaya oynayarak ve eğlenerek kutlayacağım.

Eğer tembel olmayıp fotoğraf çekebilirsem, sizlerle paylaşacağım.

Bayram Tatili

Evet uzun bir ara sonrası tekrar blogumla arayı ısıtıyorum. Uzun bayram tatili benim için yemek yiyerek geçti diyebilirim. Genelde bayram tatillerini Antalya’da geçiriyorum. Oralara gidip özlediğim geleneksel lezzetleri tatmadan asla geri dönmüyorum. Eee tabiki bu kadar yemek yemenin bedelini şuanda diet yaparak ödüyorum.

İlk olarak Piyazcı Ahmet;

İstanbul’da restoranlarda piyaz diye satın şey asla bir Antalya Piyazı değil. Şiş köfte ile enfes…

Evren Burger’de Yengen ya da Evren Burger yemenizi tavsiye ederim. Antalya’ya ayak bastığımda aklıma düşen lezzet…

Bu kadar yemek üzerine yenecek en güzel tatlı. Akdeniz Pastahanesi’nde yanık dondurma!

Ufak bir tatil…

Uzun zamandır blogumu ihmal ettiğim için vicdan azabı çeksemde şuan tatilde olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Birkaç gündür Bursa’dayım. Bolbol eski dostlarımla vakit geçiriyorum. Bugün canım arkadaşım Aylin ile birlikteyim…  Döndüğümde eski enerjim ile devam sözü vererek yazımı bitiriyorum.

3 gün de olsa Cunda…

Bu yaz iş yoğunluğu sebebiyle maalesef hiç tatil yapamadım. 30 Ağustos’u fırsat bilip 3 günlüğüne arkadaşlarımızla tatile çıkıyoruz. Tatil için çok mutluyum, ama canım kedim Ponçik evde yanlız kalacağı için şimdiden mutsuz, anladı galiba.

Büyük düşünür Hülya Avşar demiş ki “Ayvalık’da suya girmeden yaz olduğu anlaşılmaz…” :)